Ditto 2x
Sayfa 1 / 17 1 2 3 11 ... En SonEn Son
1 / 10 arası sonuçlar. Total: 165
Like Tree4Likes

Başlık: Gibson Les Paul Standard

  1. #1
    Terlikli Kasım Paşa... Dr. Barlo kişisinin Avatarı
    Üyelik Tarihi
    Sep 2007
    Konum
    GP Cemleri
    Mesajlar
    34,249
    Blog Yazıları
    19
    Cemler
    >99

    Gibson Les Paul Standard

    Gibson Les Paullerin tarihçesi hakkında uzun uzun bir şeyler yazmaya başlamıyacağım zira o başladığı anda tarih dersine dönüp, olay abaracak ve gittikçe uzayacak.

    Onun yerine Gibson Les Paullerin modelleri üzerinden geçip, her modelin artı eksisini bir modeli temel alarak karşılaştırmalarla sizlere aktarmaktır amacım. Ayrıca bu temel model de Gibson Les Paul Standard olacak. Bu gitara göre diğer modellerini karşılaştıracağım.

    Bu alet aslında bir signature gitardır. 1951 senesinde McCarthy (ki Gibson'nın o zamanki patronudur kendisi) Les Paul'ü danışman olarak alıp, Les Paul'ün daha önce kendisinin yaptığı "The Log" (kütük) isimli ilk solid body elektro gitarın bir versiyonunu yapmak üzerine konuşmuşlar. Bu ilerleyip, sayesinde verilen karar çok iyi özene bezene yapılmış (ama pahalı) bir gitar yaratmak.

    Bu hadiseler ile Gibson Les Paul adlı gitar doğuyor. Gerçi orada bildiğim kadarı ile Les Paul'ün tek katkısı altın rengi ve tailpiece ile alakalıdır diyenler var ama tam bilemiyorum. Neyse orası işte tarih dersi.

    Sonuçta bu alet ilk olarak 52 senesinde 2 adet p90 ile piyasaya sürülüyor. Tek yapılan renk bildiğim kadarı ile altın olanı (goldtop yani) "zengin" gösterirmiş! Şu andaki Les Paullerden farkı aslında köprüsünde gerisi nerdeyse aynı.

    Custom shop 1954 reissue mesela bu özellikleri taşımakta.



    Gördüğünüz gibi sadece bir tailpiece var köprüde, başka bir hadise yok.

    Bu tasarımın özelliklerine değinmek gerekirse:

    Gövde iki parçadan oluşmakta, arka tarafı yekpare maun 4 5 santimetre kalınlığında (nerdeyse fenderinki kadar). Bu maun tahta üzerine gerekli oyuklar açıldıktan sonra, iki parçadan oluşan (ki bu sonradan 3e hatta rivayete göre 5e bile çıkmış kötü Norlin döneminde) akçağaçtan yapılmış "cap" yani şapka konuluyor. Bu şapka sayesinde köprü manyetiğinin orada gövde ciddi bir kalınlığa ulaşıyor.

    Sapında ise yine arka taraf nerdeyse yekpare maun (nerdeyse diyorum çünkü headstock tarafı için iki ince parça ağaç yapıştırılmakta şekli güzel olsun diye, yoksa melody maker kılıklı bir şey olacak). Fretboard da gül ağacı.

    Bu parçalar ilk yıllarda Güney Amerika kökenli zira o yıllarda bu parçaları orada ucuz ve de şu andaki gibi bir kısıt yok (amazon yağmur ormanlarını yok etmeyin şeklinde).

    Üzerinde 40ların sonunda icat olunan ilk elektro gitar manyetiklerinden olan p90lar var iki adet.

    Bu gitarda iki adet ciddi problem gözüküyor. Birincisi entonasyon ayarı çok iyi tutmuyor. Zira köprünün telleri tek tek ayarlamaya yönelik bir imkanı yok. İkinci hadise ise manyetikler single coil olduğu için ve de hatta fender single coillerden daha güçlü olduğu için, T.V. spotları gibi ekipmanlar yüzünden çok yüksek derecede dip gürültüsü yapıyorlar.

    Bunun üzerinden gelen iki gelişme yapıyor Giibson. İlki ABR-1 köprü ki bugün bildiğiniz Gibson köprüsü bu. Ve ikincisi de Seth Lover'ın icadı PAF HB manyetikleri. Bu manyetikler hakkında daha fazla detay için buraya klikleyiniz. http://www.gitarpedal.net/showthread...eri+Hakkında+[Genel]

    1960 yıllarına kadar bu şekilde üretime devam ediyorlar. Yani PAF isimli manyetiklerle ve de ABR-1 köprü ile.

    Ve böylece bildiğiniz sevdiğiniz Les Paul standard hadisesi doğmuş oluyor. Bugün dahi temel şekil o 57-60 yılları arasındaki olan.

    Bu arada önemli bir değişiklik te kullanılan renklerde oluyor. 1958 yılında sadece GoldTop yapmayı bırakıyorlar ve de "burst" modeller ortaya çıkıyor. Tam olarak renk tutturamıyorlar hatta bazıları kullanılan kırmızının fazlalığından dolayı kahverengiye soluyor (59larda meşhurdur bu), ama 58lerde mesela bu olmuyor. Neyse detaylı bakmak isteyen kitap falan alır. Güzel bir kitap hatırlıyorum, ama kaynak vermeden bakmam lazım (ve şimdi üşendim).

    1960 yılında Gibson talep yetersizliği sebebi ile Les Paul modelini katalogdan çıkartıyor. Buna custom da juniorlar da dahil bildiğim kadarı ile. Topu topu 1700 gitar 58 ve 60 arası üretilip satılan burstler.

    Neyse 60ların başında bu gitara pek ilgi yok. Rock and Rollcular Fenderin tiz tonlarını seviyorlar (ki o zaman, 1967ye kadar amfinin sesini iyice açıp kıran yok, bunu bilerek ilk yapanlardan birisi Eric Clapton, John Mayall albümünde - bir adet JTM45 ile); jazzcılar ES335 ve diğer semihollow ve hollow gitarları kullanıyorlar.

    Ve Clapton'la, Peter Green ile, Mike Bloomfield ile, Les Paul hastalığı geri dönüyor. Ve de Gibson 68 yılında (meşhur 68 custom olayı vardır ;) ) Les Paul modelini bir daha yapmaya başlıyor. Aynı şekilde deluxe modelini ilk defa çıkartıyor mini HBlar ile.

    Bunun devamında 1969 senesinde Gibson firmasının kontrolünü CMI şirketi üzerinden ECL ele geçiriyor. Norton Stevens ECL müdürü ve Maurice Berlin CMI müdürü, ve oluyor o zamanların adı NORLIN.

    70lerin sonuna kadar devam ediyor bu dönem. Ve hiç iyi bilinmez. Saplar kırılıyor diye (ki doğru çok dikkatli olmak gerekir maun ve arkaya eğimli Les Paul sapları ile) bu sapları mapledan yapmaya başlamışlar. Hep tek parça olan gövdedeki maun arka ağacı, bol parça yapmışlar hem de sandwich gibi, yani enlemesine gözüküyor sadece (ki burstlerde anlaşılmasın diye). Devamında üst maple cap eskiden ve şimdi 2 parça iken o zamanlar 3 hatta 5 gördüm diyen var.

    Mesela alın size maple fretboardlu bir Les Paul standard:



    Kısacası 70lerden "vintage" bir Les Paul hiç öyle iyi bir şey değildir. 80lerde Gibson bu olayın üzerine gidiyor ve de kaliteyi düzeltiyor.

    Bir not (01.2012): Yakın zamanda, 2011 sonlarında, Gibson USA Traditional modellerinde (ve belki başka modellerinde de) "roasted maple" denilen fretboardu kullanacağını açıkladı. Dolayısı ile yukarıda Norlin zamanındaki eleştirdiğimiz hadise, maalesef yine karşımıza çıkmış vaziyette. Kötü diye söylemiyorum, sadece bu gitarın yapısı belli, ona uymuyor diye belirtmekteyim... Yakında belki standardları da bu şekilde göreceksiniz.

    Ama inişli çıkışlı. Ben de tam hangi sene nasıl bilemiyorum, ama genel olarak diyebileceğim şu (daha fazla detaya girmeden).

    90ların başında bir atak yaptılar, ve o yılların studyoları iyidir mesela. 90ların başlarında yapılmış olanlar. 95 senesinde aynı şekilde bir kalitede artırma olayı yaptılar. Gitarın manyetiklerinin yapısı hariç herşey (tabi ağaç kalitesi olayı başka bir şey) 58-60 arası ile aynı oldu. Sonra ağır ağaçlar kullandıklarından vesaire, 2003 senesinde yeni bir atak yapıldı.

    Ve bugüne geldik.

    Bugün ile alakalı ileri derecede dertler var. Sandwich gövde hadisesi bir daha peydahlandı mesela Gibson USA 2007 standardlarda. 60lardan sonra hep yapıla gelmiş iki uygulama da mide kaldırır: kısa sap cebi ve ağırlık azaltmak için kullanılan weight relief holes hadisesi.

    Bu postu şimdilik bitiriyorum ve bir sonrakinde şu anda üretilen şekli ile gitarın durumundan bahsedeceğim.

    B

  2. #2
    Terlikli Kasım Paşa... Dr. Barlo kişisinin Avatarı
    Üyelik Tarihi
    Sep 2007
    Konum
    GP Cemleri
    Mesajlar
    34,249
    Blog Yazıları
    19
    Cemler
    >99
    Gitarın gövdesi iki parçadır: Altta yekpare (tek parça) bir maun vardır (ki bu maun eskiden Güney Amerika kökenli iken günümüzde Asya veya Afrika kökenli). Bu maun bayağı ağır çeker bunu unutmamak lazım.

    Bu maunun üzerine iki parçadan oluşan akçağaç şapka (maple cap) yapıştırılır. Bu akçağaç şapka bayağı kalın bir parçadır, 2 2.5 santimetrelik bir tahtadan yontulur. Epilerde falan olay böyle değil ondan ciddi fark vardır. Bu akçağaç şapka'nın üzerinde doğal desen olabilir. Alev veya flame, ya da birdseye (kuşgözü ?) veya quilt (ki burma sanırım tercümesi) figürleri barındıran akçağaç şapkalar güzel boya ile çok güzel dururlar.

    Ama sese etkisi açısından figüre her zaman istenilen bir unsur değil. Bu sebebi şu: Figürlü maple'lar ABD'nin kuzey batısında (Seattle falan) bolca var. Ama oralarda yılın her günü nerdeyse yağmur var. Ve de dolayısı ile bu ağaçlar daha yumuşak. Ama ABDnin doğusunda yetişen akçağaç daha az yağmur görüyor ve hava çok daha soğuk çekiyor. Dolayısı ile doğudaki akçağaç çok daha sert bir ağaç ve entruman yapımı açısından çok daha makbul. Ama aksi gibi çok figürlü değil. Yani figür kötü olduğundan değil ama figür olduğunda genelde batıdan olduğu için sese ortalamada kötü etki edebilir diye düşünen bol insan var (ben dahil). Elbette hem doğudan olsun hem de figürlü olsun derseniz iki katı para veriyorsunuz ağaca. Bu bir gitar yaptırırken dert değil ama fabrika iseniz, masraf kapısı.

    Ufak bir parantez açalım. Akçağaçlar arasında kral Kosova ve Yugoslavya Karadağ bölgesi. Yugoslav kelebeği diye geçer hatta figürlü olanlarının adı ve çok makbul keratalar. Amerikadakilerden hem doğu hem batı daha iyi. Meşhur Italyan kemanları (adamın adını unuttum bak Stradivarius değil mi) bu ağaçlardan yapılma. Bu arada Kastamonu kelebeği de çok iyi. Fiyatı gayet yüksek, ve yine ABD'dekilerden daha iyi denmekte. Fiyat olarak en azından bizimki daha pahalı.

    Gitara geri dönelim.

    Sap iki parça, maun arka plan üzerine rosewood fretboard. Sapın arka et parçası tektir, yani 17 derece eğim yaparken ikinci bir parça yapıştırıcı ile yapılmamıştır. Ibanezlerde falan bolca var, üçgen kesim yapıştırma. Maunda olmuyor herhalde olsa Gibson kesin yapardı bir modeline. Yoksa standardlarından geri adım atmıyoruz lafına kesin inanmıyorum. Neyse, fretboard da Indian rosewood, yani Hint gülağacı. G. Amerika yani Brezilya gül ağacı eski kullanılan (daha yakın malum) daha yağlı ve daha hafif) ve daha makbulü. Custom shopta Brazilian olanlar daha pahalı satılıyor kesinlikle. Ama normal gibson USA standardlarda bu yok.

    2003 sonrasında Gibson iki sap seçeneği sunuyor standard modellerinde. Birincisi 59 rounded denilen 1959 reissue cinsi etli sap. Daha kalınca C tipi strat sapına benzer bir sap bu. Güzeldir çok severim. Bundan biraz daha ince D şeklinde (yani et tarafı biraz traşlanmış) 60's sap var. Bu 1960dan sonra kullanılan (SGlerde ES335lerde falan) sap profili, daha ince. Millet daha rahat diyor buna ama bence değil. Zevk renk olayı tabi ki.

    Fretler her zaman medium jumbodur Gibsonlarda. Yani aksi söylenmediği sürece medium jumbo fretleri vardır. Ve sap genelde düzdür, çok bombeli değildir. Bu elbette sevilen bir şey (yani büyük sap çapı ve medium jumbo fretler).

    Sapın gövdeye açı ile girdiği yere sapın cebi deniyor. Gibsonlarda malum vida ile değil yapıştırıcı ile sap monte ediliyor ki bu daha makbul. Fenderin ki fabrikasyon olayı bir yerde. Ama bu sap cebinin ne kadar büyük olduğu ciddi bir mevzuu.

    Eskiden uzun sap cebi kullanırlarmış. Şimdi Gibson USA Les Paul'ler üzerinde (hepsi dahil buna Custom Shop olmadığı sürece, internette gibson.comda yazar dikkatli bakarsanız aslında) bu sap cebi kısa. Alın sizer bu hadisenin resmi:



    Bu kötü bir şey. Sustain azalır artar olayları var ama elbette test yapmak imkansız. Uzun sap cepli bir sapı alıp taktıktan sonra çıkartıp kısaltıp gövdeyi de düzeltip bir daha deneseniz bile olmaz. Yani sustainin azaldığının garantisi yok zira testi mümkün değil.

    Ondan dolayı etkiler diyenler var (ben onlardanım) hayır alakası yok diyenler var. Ama doğru cevap size bağlı açıkçası. Ama kesin olan bir şey var ki kısa olanlar daha ucuz. Yani piyasalara inanıyorsak uzun sap cebi daha makbul.

    Bahsi geçmişken bir diğer problemi de dile getirelim yapısı ile alakalı olan: Ağırlık azaltmak için kullanılan weight relief holes. Altta 98 Gibson USA Les Paul Standard gitarının röntgen görüntüsünü göreceksiniz:



    Bu da sevilen bir şey değil.

    Hatta Gibson bu aralar bunu abarttı artık iyice maunu ağırlık azaltsın diye içerde kazıyor. Chambered gövde denen tiplere girmeye başladı Les Paul standard ki bu falso. Zamanında hiç bir delik melik yok 57-60 arası Les Paullerde.

    Neyse, bilin. 2000 3000 dolar vermenize rağmen bunlar olacak. Bunlar olmasın derseniz o zaman Gibson Custom Shop aletler almanız lazım. 1957, 58, 59, veya 60 reissuelar (ki o durumda da VOSdan bahsetmek lazım, ki onu sonraya bırakalım). Ama elbette bu aygıtlar 2500den başlıyor 6000 dolara kadar devam ediyor ABD fiyatları ile.

    Özellikle 2007 ile beraber Gibson USA standardlarda, classiclerde, studiolarda, yok BFGlerde yani her Gibson USA Les Paul gitarda havuz cinsi ağırlık azaltma yöntemi kullanılmaktadır. Bu konu hakkında detaylı bilgi almak için alttaki dizine bakınız:

    http://www.gitarpedal.net/showthread...ayı+hakkında

    Yapısı aygıtımızın böyle.

    Manyetikler zaman içinde değişti. Çok detaylı bir araştırma yazmayacağım burada, daha ziyade karşınıza çıkabilecek manyetikleri yazacağım. İki tip var, birincisi Burstbucker V'ler ve diğeri de 2003 yılı öncesi (ve 80lerin ortasından sonra) yapılan Les Paullerdeki 498T ve 490R.

    Bu manyetikler hakkında detaylı yorumları aşağıdaki dizinlerden bulabilirsiniz:

    Gibson Burstbucker V'ler Hakkında

    Gibson 498T 490R Hakkında

    Bu manyetiklerin potanslar ve kapasitörler ile bağlantısı modern cinste yapılmıştır. Ama eski LPlerde bu bağlantı farklı yapılırmış. Bu önemli zira sesi kıstığınızda sesin boğulmamasını sağlıyor eski 50's cinsi bağlantı şeması.

    Buradaki resimde bu bağlantı cinslerini görebilirsiniz.

    Bu gitarların sesleri hakkında bir şey yazmayacağım zira zevk renk olayı var. Ama şunu söylemek gerekli: Hem tok hem net tonlar veren, hem güçlü ama hem de tizleri barındıran bir tondur. Bir strat'a HB manyetiği takın, LP olmaz.

    Bunun sebebi çok basit: 1- Gövdenin yapısı (acaip kalın bir ağaç var); 2- Sap daha kısa stratlara göre ve dolayısı ile illa ki ton daha tok olacak. 1 inch kadar fark var (aslında 3/4) arada, 2 cm falan. Ve bu ciddi bir fark. Strat daha nettir illa ki ve Gibson daha yuvarlaktır. 3- Gibsonda köprü manyetiği strata HB taktığınızdakinden daha yakındır. Sap manyetiği de tam 24. perdenin altındadır. Ondan dolayı tiz ve bir yandan da tok ton verir. Yani iki ayrı dünya.

    Bu arada strat diye anlatıyorum, ama elbette Jackson yazın siz oraya zira super stratlar (HBlı stratlar) aslında bahsettiğim olay.

    Alırken dikkat edilecek bir kaç husus var:

    1- Gitarın sapı kırık mı değil mi iyice bakın. Zira en önemli hadise o. Les Paullerde arkaya doğru düşünce gitarın sapı kırılır çok kolay. Iyi tamir edilse dahi ciddi bir problem bu.

    2- Sap açılı olduğundan telleri bir miktardan daha aşağıya çekmek mümkün olmayabilir. Stratlar gibi rahat değildir sap ayarında. Hem sap ayarını yapacaksınız, hem de ABR-1in yüksekliği ile oynuyacaksınız (ve tabi en son entonasyon diye kasacaksınız). Sap olmaz olmaz ama Fenderlere göre daha kolay yamulur (kendi etrafında hafif döner). Buna yukardan bakmak lazım. Ve zaten sap ayarını yaptırmayacak olan şey de budur.

    3. Ağırlık ve denge. Ağır bir gitardır bu halt. Ama işin güzelliği nasıl olursa olsun ayakta iken çok dengelidir. Ondan bir problem yok. Ama sap ve gövde farklı ağırlık noktalarında takılıyorlarsa (ki çok bol olur, hatta şöyle söylüyeyim o kadar LP gördüm ancak 2 tane dengeli Gibson USA gördüm, ötekiler Gibson Custom Shoptu. O iki taneden bir tanesi benimdi, buradan sattık! 2004 model bir şeydi ;) ) genelde gövde ağır çekeceğinden gitarın sapı siz otururken şahlanmak ister. Tabi bu problem hiç rahat olmaz. Ama buna çok takmayın, zor bir problem çünkü. Çoğu iyi LP standardlarda dahi olur.

    Şimdilik bu kadar. Önemli her şeyin üzerinden geçtim sanırım.

    Standard modelini standard aldığımdan , sesi şöyle böyle diyemem. Ona göre karşılaştırmaya gireceğim.

    Ama sesi açısından aklıma gelmişken iki unsurdan bahsedeyim:

    Iki cins problemli LPler ile karşılaştım. Genelde (ikinci elde çok sevilmediklerinden sanırım) ortada dolaşanlar hep çok ağır ve sesleri tiz. Bu gibi bir gitarı adam etmek için takla attım zamanında. Bir sürü yöntem var. Ama bana göre ağırlığı 9.0lbsden yüksek olan ve de sesi tiz olan bassları az olan LPlerden uzak durunuz. Ikinci problem tipi de fazla tok ve ölü olanlar. Bunlar daha ziyade eski LPler oluyor 80lerden kalma. Köprü pozisyonu için problem olmuyor tabi. Ama sap pozisyonunda bu sefer problem var. Ne kadar temiz net ve güçlü manyetik takarsanız takın, elinize net olmayan çamurlu bir ton. Bu iki cins LPden de uzak durun derim. Çünkü biraz daha ucuz olsalar da boru değil pahalı aletler bunlar.

    Ha bu arada model model üzerinden geçeceğiz ama standardlar arasında da o kadar fark vardır ki, zaman zaman inanılmaz. Yani iki standardı yan yana koyun ve alacağınız ton aynı manyetiklerle aynı tellerle aynı pena ve kablo ile farklı hatta çok çok farklı olabilir. Ondan dolayı denemeden alınmaz bir LP. Rus ruleti oynarsınız.

    B

  3. #3
    Terlikli Kasım Paşa... Dr. Barlo kişisinin Avatarı
    Üyelik Tarihi
    Sep 2007
    Konum
    GP Cemleri
    Mesajlar
    34,249
    Blog Yazıları
    19
    Cemler
    >99
    Şu anda fark ettim ki bir detayı atlamışım. Gitarın boyasını:

    Gibson gitarların hepsi aslında aksi söylenmediği sürece nitrocellulose lacquerdir. Bu poly urethan'a göre hem iyi hem kötü olarak gözükebilir.

    Polyurethan daha sağlamdır, ve tahtayı daha iyi korur. Hiç hava ve nem geçirmez. Dolayısı ile tahta polyurethan'ı yediği gün gibi kalır, ne kurur, ne de nem alır. Ayrıca çok serttir, darbelere karşı çok iyi korur. Kolay kolay kalkmaz, ve çıtır çıtır kırılmaz. Bu arada rengini de kaybetmez, yani kolay kolay rengi değişmez (elbette her gün güneşin altına koyarsanız ayrı mevzuu).

    Nitrocellulose lacquer ise daha kırılgandır. Çabuk kırılır, daha rahat darbeyi tahtaya iletir, ve de kırıldıktan sonra kırık yürüyebilir. Yani çıtır çıtır kırılmaya devam eder eğer tırnakla falan kazırsanız. Güneşten çok daha fazla etkilenir ve de rengi değişir zamanla. Ayrıca nem iletir.

    O zaman be adam daha kötü yahu bu halt demeniz lazım.

    Değil. Nitrocellulose daha değerlidir, daha muteberdir.

    Sebebi şu: Gitarı adam gibi koruyacak olursanız, gitarın ağacı zamanla kurur. Ve kuruyan ağaç daha resonant olur. Tonuna ton katar!

    Nitro anlık sıvıya karşı tahtayı çok iyi kurur. Sonuçta nitrocellulose lacquer demek bir yerde kağıt demek. Kağıda su geldiğinde şişer ve suyu geçirmez. Ama su orada kalırsa uzun süre şişer!

    Yani neme karşı aleti iyi koruyor olursanız, çok iyi bir boyadır bu. Darbelere karşı korur (poly kadar iyi olmasa da gayet iyidir), ve de zamanla aletin kurumasını sağlar.

    Nitrodan daha fazla hava aldıran bir diğer boya yöntemi çin ağacı yağı (tung oil) veya gomolak (french oil) adlı boyalardır. Ikisi de birbirine yakın tipte cilalardır ve ikisi de bir miktar neme karşı korusa da aslında nitro kadar korumaz. Ama daha fazla koruma sağlar bu iki boya da. Yapması da kolaydır bu arada. Vellakin darbelere karşı ağacı hiç korumaz zira ağacın gözeneklerini görürsünüz bu cila cinsleri ile.

    Size fikir olsun diye söylüyorum: Kemanlar gomolak ile cilalanır mesela. Eski ve muteber fenderler nitrocellulose lacquerdir.

    Neyse kısacası Gibson'nın kullandığı boya cinsi en iyisi, ve yapması en zor olan. Her gitara en az 7 kat el ile cila çekiyorlar. 7 kat çünkü nitro daha incedir, poly ile 2 3 yetecek iken, nitro daha zor kalınlaşır.

    B

  4. #4
    Mütehassıs Kont Secks kişisinin Avatarı
    Üyelik Tarihi
    Sep 2007
    Mesajlar
    5,839
    Şuraya bir de Standard Faded ekleyeyim. Geçen yıl bu zamanlar Türkiye'de satmak üzere yanımda getirmek için bir adet LP ararken Guitar Center'da buna denk geldim. Denediğim iki faded da ikişer r9, r0 ve bütün standardları (10 taneden fazlaydı), limited editionları (4-5 adet) ve customları yedi yuttu. Buraya getirdiğimde hanıma söz verdiğim için satışa koydum ve sattım ama elimdeki hiç bir Gibson (custom shop dahil) bana o tadı veremedi ve sonunda gitar sayısını arttırmama adına benim için değerli ve ender bulunan başka bir gitarımı takas ederek bu aleti geri aldım sattığım kişiden.

    Les Paul Forumlarında takılırken de insanların fadedlarla ilgili benzer tecrübeleri olduğunu gördüm. Bu gitarlar üzerinde diğer standardlar gibi 8 kat yerine 3 kat boya var ve bu da aslında sanding sealer denen bir maddenin renklendirilmesiyle atılmış. Ağacın gözenekleri hala açık ve açıkçası gitar da tam boyalı standardlar kadar şık görünmüyor (ki aslında gerçek burstlerin yıpranmışlığını vermeye çalışmışlar ve iyi de becermişler) ama bu ince boya hadisesinden dolayı o kadar rezonant, canlı ve açık ki gayet alçak aksiyonla 9'luk tellerle bile göbeğime dayayıp çalamıyorum çünkü resmen gıdıklanıyorum titreşimlerden.

    Ben geri alınca biraz ekstra koruma için sapın arkasına tek bir ince kat selülozik vernik attım, biraz da cilaladım. Bir süredir en sevdiğim gitarım oldu, aman es geçmeyin.

  5. #5
    Terlikli Kasım Paşa... Dr. Barlo kişisinin Avatarı
    Üyelik Tarihi
    Sep 2007
    Konum
    GP Cemleri
    Mesajlar
    34,249
    Blog Yazıları
    19
    Cemler
    >99
    Nitro Lacquer boyanın ince olması aletin hem hava almasını hem de resonans yapmasını kolaylaştırıyor.

    Buna benzer bir şey bana oldu, bir Melody Maker gitar ile. Satılmak için geldi alet T.C.'ye ve hatta belki ilan verdiğimi hatırlarsınız. Ama sonra bu gitarın o garip görünümüne alışınca ve de daha dikkatli alıcı gözle bakınca, ben bu aleti satamadım. Acaip güzel bir sesi var.

    Devamında bu aleti bir güzel modifiye edip köprüsüne HB taktım. Ve şaka maka yapmıyorum, denediğim bazı 57 ve 58 reissuelardan daha iyi oldu. Kesinlikle acaip bir gitar oldu.

    Aynı şeyi vintage mahogany serisi için söylüyorlar, zira onda da boya ince. Ona da bir dizin açacağım bir ara ve detayını orada konuşuruz.

    Dolayısı ile Secks kesinlikle inanırım.

    Ama elbette senin aletin [echo]faded, faded, faded[/echo] MWUHHAHAHAHA!

    B (<--- Murad hastası etti beni bu smileylinin )

  6. #6
    Mütehassıs Kont Secks kişisinin Avatarı
    Üyelik Tarihi
    Sep 2007
    Mesajlar
    5,839
    Çirkin ördek yavruları bunlar

  7. #7
    Üye
    Üyelik Tarihi
    Sep 2007
    Konum
    izmir
    Mesajlar
    108
    oyy oyy oyy hocam döktürmüşsün. süper bilgiler, saol.

  8. #8
    Kibar Metalci Stormcrow kişisinin Avatarı
    Üyelik Tarihi
    Sep 2007
    Mesajlar
    1,775
    Stratomaster bende '95 bir Les Paul Standart sahibiyim. O dönemdeki üretim kalitesi falan nasıldır acaba? Ve kullanılan manyetikler neydi hiç aklımda kalmıyor.

    Ben gayet memnunum gitardan (Tabii elimden 100 tane gibson geçmedi karşılaştırma yapamam mutlaka daha iyisi çıkacaktır.)
    Üzerinde hiçbir değişiklik yapmadım.
    I will do this. Nothing in my life matters except this. No moment in my life exists except this moment.
    I am born in this moment, and if I fail, I will die in this moment..

    It doesn't matter what size your pencil is , it's how you write your name

  9. #9
    Terlikli Kasım Paşa... Dr. Barlo kişisinin Avatarı
    Üyelik Tarihi
    Sep 2007
    Konum
    GP Cemleri
    Mesajlar
    34,249
    Blog Yazıları
    19
    Cemler
    >99
    Selamlar,

    Benim de 95 LPüm vardı, Londra'dan 95 yılında almıştım. Geçen sene sattım. Çok fazla gitar oldu açıkçası ondan lüks kategorisine girdi bir anda o kadar gitar bulundurmak. Ama hala aklımda... Ankara'da Özgür isimli bir arkadaşa gitti honeyburstüm, sahnelerde falan belki rastlarsınız...

    Valla o senelerde (sonradan öğreniyorum) Gibson'nın imalat direktörü mü, fabrika müdürü mü ne değişiyor. Ve yine "kaliteyiz", "bizim adımız kalite" lafları atıp tutuyorlar. Ve o senelerde 95 96 üretilenler Amerika'da 100 150 dolar daha fazlaya gidiyor derler Les Paul forumda. Biliyorsun orada ciddi manyaklar var, ve gibson şirketi de orayı takip edip, oranın isteklerine göre gitarlarda değişiklikler yapmakta. Detaylı bir aramada çıkabilir ama 95 fazla kısa kalacak arama yapmak için aksi gibi.

    Yani kötü bir sene değil.

    Üzerindeki manyetikler 498T ve 490R.

    B ;)

  10. #10
    Kibar Metalci Stormcrow kişisinin Avatarı
    Üyelik Tarihi
    Sep 2007
    Mesajlar
    1,775
    Teşekkürler bir kenara not alayım şu modelleri de bari
    I will do this. Nothing in my life matters except this. No moment in my life exists except this moment.
    I am born in this moment, and if I fail, I will die in this moment..

    It doesn't matter what size your pencil is , it's how you write your name

Sayfa 1 / 17 1 2 3 11 ... En SonEn Son

Yerimleri

Yerimleri

gitarpedal