Ibanez’in bugünkü konumunu büyük ölçüde 80 orta/sonlarındaki atağına borçludur. O günlerden bugüne değin pek çok farklı model ve seri çıkardı. Bunların bazısı ikonik bir hal kazandı ve hala da üretilmeye, satılmaya devam ediyor. Sanıyorum Jem serisi buna en güzel örnektir. Elbette pazarda kendi yerini kazanamamış, satışları düşük kalmış veya yenilenmesi gerekmiş bu yüzden de zaman içinde üretimi durdurulmuş pek çok model de söz konusu. Bu grupta yer alan ve artık üretilmeyen öyle güzel modeller var ki satış tarafının doğru pazarlayamamış olmasından başka bir açıklaması yok.


İşte bu grupta yer alan yıllardır üretimi olmayan SC, yani "S Classic" serisi de bunların başında geliyor; Ibanez’in eksikliği en çok hissedilen modellerinden birisi olarak.

SC serisini tanımlamak için ikonik “S” serisini tasavvur etmek gerek. Kenarlarda çok ince, ortada hissettirmeden kalınca (orta bölümde tipik ibanez S’lerden daha kalın) , oldukça hafif maun gövdesi ve genelde gülağacı tuşeli tek parça akçaağaçtan sapıyla zarif ve kibar bir gitar. Zamanla bazı değişiklikler olsa da başlangıç böyle. “S Classic” işte daha yırtıcı olan “S” formunun, belki biraz daha geleneksel ve biraz daha ton odaklı, biraz daha farklı bir pencereden gitar dünyasına bakan gitaristlere hitap edecek türdeki kuzeni diyebiliriz. Bilindik “S”’den farklarını yazarak açalım;


1) Sap Profili: Eğer görece ince ama hepten de kağıt gibi, arkası düz gelen sap profillerinden hoşlanmıyorsanız bu sap profili tam size göre. Modeline özel bir form bu ve hakikatten yılan gibi.Kalın değil, incemsi ama ipince hiç değil. Düzgün bir “C” tipinde; yani “D” formlarda olduğu gibi “omuz” denen çıkıntılar yok, kaymak gibi bir profil. Modern Fender Stratocaster’ların “Modern C” tipinde diyebilirim. Çok rahat bir form; ayakta veya otururken, üst pozisyonlarda veya en dip noktalarda hıp hızlı pena sallarken hiç fark etmiyor; akar gider. Üstelik kullanılan cila her neyse bebek poposu gibi pürüzsüz ama satenimsi; hiçbir yapışkanlık hissiyatı yok. Tuşe eğrilik çapı ise Gibson Les Paul’lerdeki gibi 12 inç.





Sapın gövdeye belirli bir açıyla girdiğinden dolayı tel yüksekliğini belirgin oranda düşürmek mümkün, bu da büyük bir avantaj.

2) Olabilecek en az ağaç kaybı: Gitarın en büyük kozlarından birisi bu. Floyd rose tipi tremoloların ve manyetik için açılan derin ve büyük havuzların (ki yurtdışında “yüzme havuzu” diye de anılır) en büyük handikaplarından birisi şüphesiz ki gitardan götürdüğü kütle olduğu söylenir. Hem tonal farklılık, hem de sustain kaybı (teorik olarak) getirebileceğinden hoş bakılmaz kimilerince. Bu gitarın tasarımında ton ve sustain kaybı yaşamadan en ideal sonucu elde edebilmek için mümkün olan en az oyuk/boşluk açılarak üretilmiştir. Dikkat ederseniz arkada minik yuvarlak bir jak boşluğundan gayrı bir boşluk yoktur. Volüm ve ton potları ise kendi alanlarında açılmış minimal boşluklarda yer alır. Dedim ya, hedef belli; mümkün olan en az ağaç kaybıyla en fazla ton/sustain elde edebilmek.

3) Tel Boyu (Skala): Ibanezin shred dünyasına sunduğu gitarlarının çok büyük bölümü 25,5 inç tel boyuna sahiptir; yani fender (strat/tele) skalasındadır, ki büyük ölçüde de bu yüzden "süperstrat" olarak tanımlanır. Ancak bu SC’ler 25,1 inç. 24,5 ve 24,75 inçlik Gibson’ları ve 25,5 inçlik Stratocasterları düşünecek olursak tam arada gibi. Bu yüzden fenderler kadar gergin, les pauller kadar da gevşek/yayık (loose) değil. 25 inçlik PRS tel boyunu düşünecek olursak Ibanezin PRS’e yanıtı gibi bir şey söylesek çooooook muazzam bir hata da sayılmaz.

4) Wraparound Köprü: Dönemin tipik ibanezlerinden farklı olarak sabit köprülü, adı da “Shortstop II”. Hatta fender/gotoh tipi de değil, PRS tipi wraparound denen tipteki bir köprü bu. Bu türdeki bazı örneklerde entonasyon ayarı yapılamazken krom kaplı prinçten yapılmış, kaliteli bu köprü entonasyon ayarı yapılabilme imkanı da vermekte.



5) Ağaç seçimi: Hem gövdede hem de sapta kullanılan ağaçlar gerçekten çok iyi kalitede. Sapta sıkı tanecik yapılı, tek parça yıldızkesim akçaağaç kullanılırken, gövdede ise iki parçalı, hafif maun kullanılmış. Daha az oyulmasına rağmen hem doğru ağaç seçimi, hem de kilitli tremolo olmaması nedeniyle epey hafif ve titrek bir gitar çıkmış ortaya. Tam tartmadım ama biraz artısı eksisiyle 3 kg civarlarında diyebilirim.

Tuşe ağacı olarak kullanılan gülağacı da ciddi anlamda kaliteli. Koyu renkli ve düzgün damar yapılı.


Yalnız şu konuda bir keşkem yok değil; maun gövde+akçaağaç sap benim en sevdiğim kombinasyon değil, bunu biliyorum ve biraz bundan muzdaribim. Keşke maun gövde+maun sap olsaymış diyorum bazen. Ayrıca ilk perdede 1 inç kalınlığında olsaymış da diyorum

6) Üst eşik: Ibanez için o yıllarda oldukça yeni bir şey olan kendiliğinden yüksek kayganlığa sahip, yüksek yoğunluklu bir üst eşiğe sahip. Beyaz TusQ'lara çok benzettim ben.


7) Manyetikler: Tipik iki humbuckerlı ibanez bağlantısına sahip ve bu kesinlikle kötü bir şey değil. V1 ve V2 manyetikleri var ki bunların Japon yapımı, alnico 5 mıknatıslı manyetikler olmaları, V7 ve V8 gibi çamurdan geçilmeyen örneklerinden kat be kat üstün olmaları gibi güzel özellikleri de var. Kendi gitarlarımda genelde manyetik değişimine giderim. Ancak SC420 gitarımda buna pek gerek duymadım.

Lakin sap manyetiğinin çok hayranı sayılmam, onu belirtmem lazım, bence gitarın en zayıf noktası da bu. Oraya daha net ve az sarımlı bir şey lazım; mesela S.Duncan Jazz, Pearly Gates veya PATB-1(n) gibi. Köprü manyetiğini ise Duncan JB’ye çok benzettim. Sap manyetiğini değiştirsem bile köprü kalabilir.


Sap Kafası (headstock): Ibanezin meşhur kaz başı şekilli forumu yerine, onun gelenekselleştirilmiş ve 3+3 akord burguları eklenmiş versiyonu vardır. İlk zamanlar göz aşinalığı olmadığındna biraz garip gelirdi ama sonradan çok alıştım ve gitarı aldığımda hiçbir görsel alışma sorunu yaşamadım. Kaliteli Gotoh burguları çok işlevsel. Üstelik akord burgularının renkli sedefli başlıklarının olması olaya daha fazla zarafet katıyor.

9) Perdeler: Gitarda kullanılan perdeler ibanezin tipik tercihi olan kocaman jumbolardan değil. Ama bu Gibson’ın “Perdesiz Harikalar (fretless wonders)” tadında asla değil. Yüksek ama jumbolara göre daha dar perdeler. Yani Dunlop 6105 tadında biraz. En sevdiğimden.



10) Tasarım: Yüzeysel bir bakışla bildik S tasarımının sabit köprülü versiyonu gibi gelebilir ama gerçek öyle değil. Az önce de belirttiğim gibi gövdenin ortası daha fazla ağaç kazanmak için normal S’lerden biraz daha kalın ve gitarın tonu biraz daha sıcak (warm anlamında). Sap ve gövde birleşimi ibanezin AANJ dediği cinsten ama RG/JEM’lerden bile daha kolay ve rahat bir sap erişimi var. Hafızam yanıltmıyorsa tüm ibanez ailesindeki en rahat ulaşım (J-Customlarla birlikte), bence, bu modellerde. Gövde boyasının kenarlarına çekilmiş fileto boyası ki dışarıda “scraped binding” deniyor buna, gitara büyük şıklık katıyor.










22 perdeli olması da benim için önemli bir artı. 24 perdeli gitalarda sap manyetiğinin ötelenmesinden kaynaklanan sorun, dolayısıyla, bunda yok. 22 perde candır

Sap çeliği kapağının gülağacından yapılmış olmasının ne kadar zarif bir şey olduğu söylemiyorum bile.

Bu 10 farklı nedenin de üzerine, dönemin Ibanezlerinin artıları da eklendiğinde nasıl bir gitar ortaya çıkacağını düşünün. İşte karşınızdaki alet S Classic.



O dönemin popüler ibanezlerini bir virtüöze benzetmem gerekse Jem/RG’leri Steve Vai’e, doğal olarak, benzetirdim herhalde. SC’leri birisine benzetecek olursam seçeceğim kişi Al DiMeola’dır. Onun elektrikli işlerini gayet güzel bir şekilde çalmanız için tüm imkanlarını seferber etmiş bir model SC’ler. Yeterki elinizde bu gitar olsun, şak diye "race with thedevil on a Spanish highway" gelir yani

Dahası benim şu an biçtiğim göreve de mükemmelen uyuyor; hi-gain, jınjınlı işlere yani. Uyuyor zira gitarın en büyük tonal artılarından birisi çok yönlülük (verzatilite). Böylelikle ister death metal çalın, ister caz/füzyon, ister hıphızlı shred, isterse de hard’n heavy; biraz da manyetik değişim desteği ile uçlara taşıyabilmek mümkün.


Peki bu kadar iyiydi de Ibanez niye üretimden/satıştan kaldırdı diye soracak olursanız, verdikleri karara saygılarımı gönderiyorum diyebilirim Biz, elbette bu işleri onlardan daha iyi biliyoruz; yani hangi model devam etmeli, hangisi durmalı/bitmeli daha iyi biliriz. Biiiz, biliriz biiizzz... İşin şakası bir yana, buradaki en kritik faktör olarak o dönemde doğru bir satış stratejisi çizememelerini gösterebilirim. Jem, RG ve S’ler özellikle kollu bacaklı shred gitaristleri pazarına hitap ediyordu ve çok da başarılı oldu. Hard’n Heavy gruplarında (Warrant, Winger vb) da sıkça gördük. Virtüözlerde gördük (Paul Gilbert, Blue Saraceno vs.). Thrash ve death metalcilerde (Alex Skolnick, Trey Azagthoth vs) gördük. Yani bu modeller kendilerine bir yer buldu. 90’lar ilerledikçe dönemin yükselen ve yükselecek olan yıldızlarının ellerinde de bu modelleri gördük. SC’ler ise hep sınırlı kaldı ve birkaç nü-metalci ile füzyoncunun elinde görmek haricinde sağda solda pek rastlayamadık. Hâlbuki o füzyon akımından doğru bir şekilde ilerletilebilseydi, gitarın o yöndeki artıları vurgulanıp, o taraftaki ünlü bazı gitaristlerle endorserlik yapılabilseydi bugün hala devam eden bir model olabilirdi. Ibanez ise ağırlığını, daha çok sattığı modellerde tutmayı tercih etti gördüğüm kadarıyla. Kendi tercihleri, ne diyeyim. Eski SV’ler gibi, RV’ler gibi, Radius’lar gibi çok başarılı bir modeli rafa kaldırmış oldular ya…




Sözün özü; çok yönlü, rahat, tonal olarak doyurucu, dengeli, kaliteli, birinci sınıf malzemelerle (hem ağaç, hem de köprü, akord burgusu, manyetik çerçevesi, siviç, pot vs. gibi yan donanım olarak) gelen, başarılı bir gitar. Zekice tasarlanmış, doğru şekilde birleştirilmiş bir Japon ürünü. Sahip olduğum için kendimi şanslı sayıyorum. Epeydir üretimde değiller, bu yüzden Ebay'de fiyatları 700-800$ civarında seyrediyor. Leş durumdaysa düştüğünü gördüm ama çok iyi durumda 900$'lar seviyelerinde de görmüşlüğüm var. Hatta örnekleyecek olursam;


Gitarizm Blog: Ibanez S Classic 420 Analizi ( ibanez Sc420 )