Ditto 2x
    • Koray Ergünay Özel Röportajı

      Kısa bir biyografi ile...


      20 yılı aşkın bir süredir bas gitar çalan Koray Ergünay, müziğe klasik gitar çalarak başladı. Üniversite yıllarında jazz ve rock gruplarıyla çoğunluğu Ankara’da konserler verdi, çeşitli bar ve klüplerde program yaptı. Jazz-fusion grubu Ida Terra ile 2004 yılında İstanbul Jazz Festivali, 2004 ve 2006 yıllarında Ankara Caz Festivali, 2004 ve 2005 yıllarında Eskişehir Anadolu Üniversitesi Amatör jazz Müzisyenleri festivalinde sahne aldı. 1994 yılından bu yana solo bas gitar için beste yapan Ergünay’ın 20’nin üzerinde solo bas parçası bulunmaktadır. 2002 yılında solo perdesiz bas şarkılarını içeren “Miro’nun Aşkı” isimli bir albüm çalışması yaptı ve bir solo bas parçası Türkiye kaynaklı bir bas gitar web sitesi tarafından düzenlenen yarışmada birinciliğe layık görüldü. Son olarak OSO Project ve TriBass projeleri ile 2008 Ankara Caz Festivali’nde çalan Ergünay; Volkan Yırtıcı’nın “Yanlış Notalar” adlı albümünde ve proje grubunda yer almaktadır.


      http://www.korayergunay.com/gallery/06.jpg

      Bu bölümde sizlere 2007'de YUXEXES Gitardaki Sarmaşık Köşem için yaptığım röportajı sunuyorum.


      Ayrıca Koray'ın 2.solo albümünü, "INNER CIRCLE"'a

      http://www.korayergunay.com/pics/album2.jpg

      http://www.korayergunay.com/album2.asp

      adresinden ulaşabilir ve aşağıdaki bağlantıdan yasal olarak indirebilirsiniz;

      http://rapidshare.com/files/38858641...ircle-Wave.rar

      1987’de bas gitara başlamış, bu tarihe kadar çeşitli ödüller almış, 1994 - 1996 yıllarında Meriç Demirkol, Burak Babacan (Bağdat Avenue) ve Gürcan Konanç (ex-Pilli Bebek) ile "Jazz Without Fear"; 1996-1999 yıllarında "Retrofusion Trio" ile beste çalışmaları yapmış ve konserler vermiş, 2001 yılında "Giz" projesi ile başlayarak "TrioTopia", sonra da "Ida Terra" adlı grupta Şinasi Celayiroğlu (ki şahane gitaristtir) ile beste çalışmalarını sürdürmüş; Eskişehir, İstanbul ve Ankara Caz Festivalleri'nde yer almış, bunlar haricinde de 1997-2005 arasında Ankara'nın çeşitli mekanlarında müzisyen olarak da sahne almış, 2002 yılında kaydettiği “Miro’nun Aşkı” adlı perdesiz solo bas çalışması bulunan, son zamanlarda ise Knightmare ile albüm ve konser çalışmalarına da hız vermiş bir bas gitarist olan Koray Ergunay ile söyleşmemek kayıp, onu sizlerle buluşturmamak ise ayıp olurdu diye düşünüyorum…
      Merhabalar Koray. Gitardaki Sarmaşığa hoşgeldin. Tipik ilk soru "Bize biraz kendinden bahset" olur ya. Bu kez o soru yok Son zamanlarda müzikal anlamda hayatında neler var ondan bahsederek başla derim ben. Oldukça yoğun olmalısın? Hem solo çalışmaların hem de şu anki grupların "Ide Terra" ve "Knightmare" ile uğraşıyorsun, akademisyenliğini saymıyorum bile

      Merhaba Barış, öncelikle teşekkür ederim... gerçekten son 2-3 yılım müziksel anlamda çok yoğun geçti. Solo bas çalışmaları devam ediyor (www.myspace.com/korayergunay adresinde bazılarını bulabilirsiniz), Knightmare albümü tamamlandı... Avant Garde - Fusion grubu Ida Terra ile kayıt hazırlarına başladık... Ida Terra kasım ayında Ankara Caz Festivalinde çaldı...bunun dışında Ankaralı okurların Detay Müzik’ten tanıyacağı besteci, aranjör ve gitarist Volkan Yırtıcı ve davulcu Akın Bağcıoğlu ile bir progressive / fusion albümü hazırlıyoruz(Not:Oley be! ). Erkan Oğur, Süleyman Bağcıoğlu gibi isimlerin konuk olarak yer aldığı bu çalışmanın da miksajı tamamlanmak üzere...

      http://www.korayergunay.com/gallery/05.jpg

      Miro'nun Aşkı adlı yayımlan(a)mamış bir solo albümün var. Kapak tasarımından, bestelerin işlenmesine ve kaydına kadar profesyonelce hazırlanmış bir albüm. Ancak yasal bir şirketten çıkmadı. Bu süreci biraz anlatır mısın?

      Tabii… aslında çok içinde olmasam da, böyle bir çalışmayı basmalarını beklemeyecek kadar müzik piyasasını tanıyorum... solo enstrüman albümleri sadece Türkiye için değil, tüm dünyada ancak belirli şirketlerin az sayıda basım ve dağıtımını yaptığı türde çalışmalar... onun için biraz Don Kişot’luk yapıp tüm projeyi kendim gerçekleştirdim… kayıtlar bir arkadaşımın ev stüdyosunda tamamlandı; kapak tasarımı, uygulaması vb. hep arkadaşlarımın desteği ile gerçekleşti….Sonuçta ortaya çıkan çalışma kar beklentisi olmadan tanıdıklara, isteyenlere ulaştırıldı; birkaç kopya Almanya ve Amerika’ya da gitti... tamamen canlı olarak kaydedilmiş, bir anlamda solo bas konseri gibi bir kayıt... belki bir gün birkaç solo konser verme fırsatı da bulurum...

      Bir müzisyen olarak Koray Ergunay, heavy metal grubu Knightmare'e, füzyon grubu olarak Ida Terra’ ya ve solo çalışmalarına ne kadar yansıyor?

      Bunların hepsi bas gitara olan yaklaşımımın değişik görünüşleri aslında... tüm bu çalışmalarda rahatlıkla kendi tarzımı, tuşemi duyabiliyorum.... herhangi bir müzik içinde kendime yer aradığımda ilk düşüncem, müziksel tavrımı o konsept içine nasıl yerleştirebileceğim olur... zaten işin açıkçası, bunu gerçekleştirebildiğim projelerde yer almayı daha çok tercih ediyorum... belirli bir tarzın kalıplarını çalmak ya da standart yaklaşımların beklendiği işler pek çekici gelmiyor... başka birisinin sesiyle konuşmak gibi bir şey bu; benziyor, andırıyor ama inandırıcı olmuyor...

      "Miro'nun Aşkı" projesini daha ileri taşımayı düşünüyor musun?

      Kesinlikle... Miro’nun Aşkı kayıtlarında yer alan bazı parçaları daha yeni ekipmanlarla yeniden kaydettim... web sitesinde bunların örnekleri bulunuyor... ama asıl hedefim, içerisinde diğer solo bas parçaları ile şimdiye kadar çeşitli gruplarla seslendirme fırsatı bulamadığım bestelerin trio / quartet formatında yer alacağı bir çalışma... bugünlerde bu proje için repertuar hazırlıkları da yapıyorum... kayıtlarına da umarım 2008 yılında başlayacağım…

      http://www.korayergunay.com/gallery/11.jpg

      Ankara'da caz ağırlıklı müzik severleri Ida Terra ile metal ağırlıklı müzik severleri ise Knightmare ile doyuruyorsunuz. Bunun üzerine Ankara'dan çıkan sağlam gruplarda son birkaç yılda artış var gibi. Albümü olan grup sayısı da ciddi olarak yükseldi. Bu konuda ne diyebilirsin?

      Ankara’dan hep sağlam müzisyenler çıkmıştır, İstanbul piyasasında adını duyuran - mesela aklıma ilk gelen isimler Volkan Öktem, Yahya Dai, Kamil Erdem oldu- kişilerin bir bölümü hep Ankara kökenlidir. Gerçekten de son yıllarda özellikle Rock ve türevi müzikler, müzik piyasası tarafından, deyim yerindeyse “keşfedildi”…aslında geç bile kaldılar bir anlamda… Bu durum da, benzer tarzlarda müzik yapan birçok amatör grubu cesaretlendiriyor doğal olarak…birçok klip, yarışma, konser organizasyonu gerçekleştiğini görüyoruz… sonuçta bunların büyük kısmı piyasaya yönelik çalışmalar… “tutması, satması” adına popüler olanlar örnek alınarak yapıldığından zaman içinde çoğunluğu vasat, ortalama kategoride kalacaktır… adını duyuran kişi ya da grupların önemli bir bölümünün de bence yaratıcılık ve müzisyenlik anlamında yeterliliği tartışılır… bundan 10 yıl önce konser bile veremeyecek grupların klipleri, turneleri oluyor bugünkü uygun ortam nedeniyle… ama sonuçta popüler müzikteki solist, “popstar”, “şarkı söyleyen sanatçı” kavramı kadar grup müziği ortaya koyan, gitar, bas vb. enstrüman çalıp beste yapan kişilere dikkatin yönlenmesi güzel bir gelişme…

      Doğaçlama senin için ne demektir? Ne anlam taşır?

      Doğaçlama önceden planlama olmaksızın, o an içinde, sesleri kullanarak bir anlatım bütünlüğü oluşturabilmek bana kalırsa… bir ifadesi, yönü, anlatımı olan, gerilme ve çözülme noktaları bulunan bir doğaçlama çıkarabilmek için enstrümanınıza hem teknik hem de içerik anlamında çok hakim olmanız gerekir. Bunun üzerine bir de kişiselleşmiş bir anlatım tarzı oluşturabilmişseniz, ne güzel!… bir parça üzerine doğaçlama ise, o müziksel anlatımı güçlendirmek ya da çeşitlendirmek amacını taşımalı bence… bugün, iletişim teknolojisindeki gelişmelere de bağlı olarak yaklaşımlar, teknikler, ekipmanlar vb. çok hızlı yayılıyor ve taklit ediliyor. Bunun sonucunu en bariz olarak belirli isimlerin geçişlerini, “lick”lerini aynen çalan ya da saniyede nota hesabıyla müzik yapmaya çalışan kişiler şeklinde görüyoruz. Doğaçlama veya solo ise önceden çalışılan numaraların ararda eklendiği bölüm olarak algılanıyor… en az atletik tarafı kadar müziğin entelektüel tarafı da önemli... nota seçimleri, aralıklar, getirilen bakış açısı…bir doğaçlamaya gerçek değerini bunlar verir… çalım teknikleri ve ekipman, anlatıma hizmet etmesi gereken faktörler sadece…kişisel hedefim ise doğaçlama ve kompozisyon arasındaki farkı azaltmak ve ortadan kaldırmak… yani düşünüp, planlayarak nasıl bir şey ortaya çıkacaksam, bunu doğaçlama sonucunda elde edebilecek yetkinliğe ulaşmak…

      http://www.korayergunay.com/gallery/08.jpg

      Bas gitar sevdan nasıl oluştu? Nasıl ilerleyip, yedi bitirdi seni ;) "Yahu gitar 6 telli, bu 4, bunda tel masrafım daha az olur" diyenlere mi kandın?

      Kanser gibidir bu illet, tüketir adamı... şaka tabii… ben 13-14 yaşındaydım başladığımda. Gerçi abim arada bas çalıyordu, eve elektrik gitar, bas geldiği olurdu ama ortaokuldaki grubum sayesinde olmuştur ciddi anlamda ilk kez bası elime almam… tabii o dönemde 2 yıldır klasik gitar eğitimi de alıyorduk okulda… başta gitara göre çok sınırlı gelmişti, pek sevmemiştim aslında. Bir yıl kadar elektrik gitar çaldıktan sonra, tam sıkılmaya başlamıştım ki, yakın bir arkadaşımla birlikte yeni bir grup kurma kararı aldık… çevrede sağlam basçı olmaması nedeniyle basa, “ben de bu aleti duymak istediğim gibi çalarım” diyerek ben geçtim… tabii lisedeki 2 yıllık okul orkestrası deneyimi, yarışmalar, ödüller, konserlerden sonra artık dönüşü olmayan yola girmiştim…

      Müzik yapmak adına, en çok etkilendiğin kişiler, gruplar kimler oldu?

      John McLaughlin, John Coltrane, Ornette Coleman gibi isimlerin müziksel tavrı beni gerçekten çok etkilemiştir. Elektrik basta Jonas Hellborg, Percy Jones, Michael Manring, Stanley Clarke; kontrbasta Eberhard Weber, Gary Peacock, Miroslav Vitous da etkilendiğim kişilerden bazıları... Varese, Stravinski gibi modern bestecileri; Weather Report, Oregon gibi klasikleşmiş fusion gruplarını da çok severim. Daha rock taraflarına gelirsek Steve Vai, Jeff Beck, Billy Sheehan özellikle takip ettiğim isimler. Son zamanlarda tarzından hoşlandığım yeni bir isim de Chris Poland’ın OHM grubunda (bu grubu sevenlere ileriki sayılarda müjdem olacak ) 6 telli perdesiz bas çalan Robertino Pagliari oldu....yine yakında keşfedip ağzımı açık bırakan bir gitarist ise Marc Ducret.

      Karşında müziğini dinlemek ile dinlememek arasında tereddüt yaşayan birisinin olduğunu tasavvur et. Onun dinlemesi, senin söyleyeceklerine bağlı. Ne söylerdin de ikna ederdin? Kendini, seni tanımayan birisine nasıl tanıtırdın?

      Değişik bir soru... Sanırım ikna etmeye çalışmaz, sadece belki bugün ya da bir gün duyduğu seslerin hayatını değiştirebileceğini söylerdim.... Çünkü benim için aynen böyle oldu!

      Bizden şimdilik bu kadar Koray, senin sözlerinle kapanışı yapalım ;)

      İster enstrüman çalsın, ister dinleyici olsun, müziğin hayatı ve algıyı zenginleştirme özelliğinden herkes yararlanabilse keşke… Ticari anlamda desteklenmese de, o kadar çok güzel, dinlenmeye değer müzik var ki… Galiba müzikle ve bas gitarımla geçirebileceğim biraz daha fazla zamanım olsun isterdim…

      http://www.korayergunay.com/gallery/10.jpg
      http://www.korayergunay.com/index.asp

    gitarpedal