Ditto 2x
    • Erdem Helvacıoğlu Özel Röportajı

      Merhabalar Erdem. Sarmaşığa hoş geldin. Senden müziğinle alakalı son haberleri alarak muhabbetimize başlayalım.

      Uluslararası Istanbul Bienali için büyük bir ses enstelasyon projesi üzerinde çalışıyorum. Amerika’nın en önemli çağdaş müzik topluluklarından biri olan “Bang on a Can” tarafından sipariş edilen bir eser üzerine çalışmaya başladım. Eserin premieri Şubat 2008’de New York’da yapılacak ve canlı kaydı daha sonra Amerikan Radyolarında çalınacak. Şu ana kadar grubun seçtiği besteciler arasındaki ilk Türk benim. O yüzden ayrıca da bir anlamı var bu işin benim için. Ayrıca 2008’de Amerika’da yayımlanacak olan yeni albümüm üzerine çalışmaya devam ediyorum. Bunların dışında Ingiltere ve ABD odaklı başka irili ufaklı projeler de mevcut.

      Sormaktan nefret ediyorum ama sana ve müziğine aşina olmayanlar için çok kısa bir biçimde kendinden bahsedebilir misin?

      Kısa olarak müzikal geçmişimden bahsedeyim. Müziğe 11 yaşında gitar çalarak başladım. İlk idollerim 80ler’in rock gitaristleri Joe Satriani, Eddie Van Halen gibi isimlerdi. Daha sonra Al di Meola, Michael Hedges, Stevie Ray Vaughan, Pat Metheny, John Scofield gibi gitaristler The Cure, Yes, King Crimson, Frank Zappa gibi sanatçı ve grupların çalışmaları ilgimi çok çekti. Lise ve üniversite döneminde TOO MUCH adlı grup ile birçok konserler verdik, kayıtlar yaptık. Bu kayıtlardan biri, ADA Müzik tarafından yayımlanan “Sesimizi Yükseltiyoruz” adlı toplama albümde yayımlandı. Grubun ara verdiği dönemde Fasulye filminin müziklerini besteledim. Bu dönemde elektronik müzik ile ciddi olarak ilgilenmeye başlamıştım. 2002 senesinde itibaren Luigi Russolo, Insulae, MUSICA NOVA gibi saygın uluslararası elektronik müzik yarışmalarından ödüller aldım. 2003 senesinde “A Walk Through The Bazaar” adlı albümüm Amerika’lı plak şirketi Locustmusic tarafından yayımlandı. Daha sonrasında dünyanın çeşitli yerlerinde onlarca konser, eserlerim hakkında üniversitelerde konuşmalar, toplama albüm çalışmaları gerçekleştirdim. En son olarak da “Altered Realities” albümüm dünyanın en saygın plak şirketlerinden biri olan New Albion tarafından yayımlandı. Şirketin kataloğunda Paul Lansky, Brian Eno, Harold Budd gibi efsane isimler mevcut. Katalogtaki ilk ve tek Türk sanatçı da benim. Bu da benim için ayrıca bir gurur kaynağı tabi.

      Son albümün "Altered Realities"'i bize kendi kelimelerinle tanıtabilir misin? "Altered Realities" hangi tür müzikseverlere hitap eder sence veya ortalama bir müziksevere neler katar, insanlara neler sunar?

      “Altered Realities” bir akustik gitar ve canlı elektronik ögeler albümü. Tüm eserler canlı olarak kaydedildi. Ben hem gitar çaldım, hem de aynı anda çok komplike bir efekt sistemini kontrol ettim. Akustik gitar dışında başka bir enstrüman veya ses kaynağı kullanmadım albümde. Audiomulch, TC Electronic Fireworx gibi çok özel ekipmanlar kullandım elektronik sesleri elde etmek için. “Altered Realities” gitarda ve elektronik müzikte yeni seslere açık her müziksevere hitap eder diye düşünüyorum. Ancak bunun yanında ambient, elektroakustik, folk, çağdaş klasik ve progresif rock dinleyicilerinin de ilgisini çekeceğini düşünüyorum. Ortalama müziksevere şu ana kadar pek duymadığı yeni bir işitsel dünya sunar bence albüm. İçine girmesi biraz zaman ve konsantrasyon isteyen ve ama girdikten sonra kopulması pek de mümkün olmayan bir müzik.

      "Altered Realities"in kafanda oluşumundan ve kayıt sürecinden bahsedebilir misin? Kendi adıma orada oluşturduğun atmosfere hayran olduğumu söyleyebilirim. Buna nasıl ulaştın?

      Ben tüm eserlerimde, albümlerimde ilk olarak anafikir ve konsepti kağıt üzerinde tamamlıyorum. Bu albümde de ilk olarak hangi ekipmanı ne şekilde kullanacağıma, genel atmosfer ve sounda karar verdim. David Torn’dan, Adrian Belew’a, Fripp’den Fennesz’e kadar birçok gitarist besteci, gitardan yeni tınılar yakalamak için çalışmalar yaptı tabi. Ama ben bu albümde özellikle akustik gitara ve şu ana kadar çok az kullanılan Audiomulch-live electronics sistemine odaklandım. Akustik gitarda çalınacak partisyonlara karar verirken, aynı anda da efektlerin detaylarını oluşturmaya başladım. Böylelikle akustik gitar tınısı ve efektler beraber çok organik, komplike bir ses dünyası oluşturdular. Besteleme aşaması bittikten sonra DAT Recorder’da kayda başlayıp her parçayı baştan sona bir defada çaldım.

      http://www.gitarpedal.net/images/sto...elvacioglu.jpg

      "Altered Realities" için New Albion Rec. ile teması nasıl kurdun? Türkiye'de yaşayan yetenekli bir müzisyen, yurtdışında nasıl albüm yayımlar, bundan da biraz bahsedebilir misin?

      Bang on a Can topluluğunun klarnetçisi Evan Ziporyn ile emailleşiyorduk. Kendisinin New Albion plak şirketi tarafından yayımlanmış bir solo albümü vardı. Benim müziğimi dinledikten sonra, çalışmalarımı direkt olarak şirkete yönlendirdi. Yaklaşık 1 ay sonra New Albion’dan bir email aldım. İlgilendiklerini ve albümü yayımlamak istediklerini belirten bir emaildi bu. Tabi ki ben de teklifi hemen kabul ettim. Türkiye’de yaşayan bir müzisyenin yurt dışında albüm yayımlaması çok zor tabi. Eğer bir müzisyenin uzun vadeli, ciddi bir kariyer planı varsa ilk olarak içinde yer aldığı müzik türündeki isimleri çok yakından takip etmesi gerek. Mutlaka kendine has bir stilinin, soundunun olması gerek ayrıca. Yoksa yabancı bir plak şirketin dikkatini çekmek gerçekten çok zor. Onun dışında olabildiğince çok yurtdışı konseri geçekleştirmek gerekiyor. New York, Londra, Los Angeles, Paris, Berlin gibi ana müzik merkezlerinde işler gerçekleştirmek gerek. Ayrıca çok kaliteli bir demo da işin olmazsa olmazlarından biri. Tüm bunlar oluştuğunda, yurt dışında iyi bir plak şirketi ile anlaşmak mümkün olabilir.

      Hem "Altered Realities" hem de daha önce yayımladığın eserlerin yurtdışında oldukça olumlu tepkiler almış sitenden takip edebildiğim kadarıyla. Buna rağmen Türkiye'de hala oldukça sınırlı bir insan kitlesi tarafından tanınıyorsun. Sence burada daha fazla tanınma zamanın gelmedi mi?

      http://www.audiomulch.com/images/art...oglu/erdem.jpg

      “Altered Realities” albümü yurtdışı basından çok iyi eleştiriler aldı. Şu ana kadar yüze yakında dergi ve gazetede albüm hakkında olumlu eleştiriler yaımlandı. Bunlar arasında Montreal Mirror, Chicago Tribune, Gramophone, Signal to Noise, Textura, Time Off gibi çok saygın yayın organları var. Ağustos ayında Avustralya’da yayımlanan Cyclic Defost dergisi uzun bir röportaj yayımlayacak albüm hakkında. Eylül ayında da dünyanın en saygın gitar dergilerinden biri olan Guitar Player dergisinde 2 sayfalık bir röportaj çıkacak. Yani yurt dışında albüme ilgi çok büyük. Sanırım albümlerim Türkiye’ye gelmediği için beni tanıyan kitle çok büyüyemedi. Umarım seninle yaptığımız bu röportajın bu yönde olumlu bir katkısı olur. Ayrıca belirtmemde fayda var, “Altered Realities” albümü eylül ayında Türkiye’de piyasada olacak. Albüm AK Müzik tarafından getiriliyor.

      Son dönemde, seninle ilgili birçok hoş gelişme söz konusu. Bana göre bunların en önemlilerinden birisi, son albümün “Altered Realities” ile Guitar Player gibi konusunda dünyanın en saygın ve otorite kabul edilen bir dergide seninle yapılmış uzun bir röportajın yer alması… Bundan biraz bahseder misin?

      “Altered Realities” albümü yayımlandıktan sonra yurtdışı basınından gerçekten çok büyük bir ilgi gördü. All About Jazz dergisi “çığır açıcı”, Vintage Guitar dergisi “devrimci” gibi sıfatlar ile adlandırdı albümü. Bu dönemde Guitar Player dergisinin editörlerinden Barry Cleveland benimle bağlantıya geçti. Albümü çok beğendiğini ve röportaj yapmak istediğini belirtti. Bu beni çok heyecanlandırdı tabi. Bir haftalığına Istanbul’a geldiği bir dönemde Barry ile tanıştık. İlk önce ben ona dergi için yaptığı özel röportajlar hakkında sorular sordum. En son olarak David Torn, Andy Summers gibi efsane gitaristler ile yaptığı röportajlardan bahsetti. Red Hot Chili Peppers grubunun turne otobüslerinden, John Frusciante’nin plak koleksiyonundan konuştuk. Daha sonra stüdyomda uzun bir röportaj gerçekleştirdik. Yaptığımız bu röportaj derginin eylül 2007 sayısında yer aldı. Düşün, dünyanın en çok satan, en prestijli gitar dergisi, kapağında RUSH gitaristi Alex Lifeson var ve senin için 2 sayfa ayrılmış! Dergiyi elime alıp, kendi röportajıma baktığımda aklıma dergiye üye olduğum gençlik günlerim geldi. O zamanlar heyecan ile gitaristleri, gitar ekipmanlarını dergiden takip eder, dergide yer alan herşeyi en ince detayına kadar okurdum. Guitar Player dergisinde yer almak bir rüya idi benim için ve o rüya gerçekleşti.

      Yurtdışı ve yurtiçi konserlerinden biraz bahsedebilir misin? Bu konserler nasıl geçiyor? Güncel konser programın nasıl?

      Bu güne kadar Küba, Meksika, Uruguay, Arjantin, Şili, ABD, Kanada, İngiltere, İrlanda, Fransa, Almanya, Avusturya, İtalya, Portekiz, İsviçre, Belçika, Hollanda, Yeni Zelanda, Avustralya, Kore gibi ülkelerde birçok konser verdim. Dünyanın en önemli bestecileri ve müzisyenleri ile festivallerde aynı sahneyi paylaşma şansına sahip oldum. Konserler gerçekten harika geçiyor. Özellikle son albüme ilgi çok iyi. En yakın zamanda ABD, Kanada, Küba ve İsveç’te konserler var programda.

      Daha önce bir çok değerli müzisyenle çalışmışlığın var. Ancak sanıyorum rock camiasına en tanıdık gelenlerin başında Kevin Moore gibi kült bir müzisyen var. Onunla tanışıklığın, çalışmanız nasıl gerçekleşti? Onunla gelecekte ortak bir albüm yapma veya birbirinizin albümlerinde konuk sanatçı olma gibi bir şeyler söz konusu olabilir mi?

      Kevin Moore’u tanıyan bir arkadaşım, kendisinin Türkiye’de olduğunu ve yeni solo albümü için beraber çalışacak müzisyenler aradığını söyledi. Kevin ile tanıştım ve stüdyosunda üzerinde çalışmakta olduğu parçalara gitar çaldım. Kevin tipik rock gitar partisyonları istemiyordu. Ben de Roger Linn AdrenaLinnII pedalımı ve Les Paul gitarımı alıp parçalara değişik gitar tınılar kaydettim. Kevin hala konserlerinde benim çaldığım bu sample’ları kullanmaya devam ediyor. Eylül ayından itibaren ortak konserler vermeyi planlıyoruz.

      Biraz da "Too Much" desem? Ben dinlemedim bu grubunu ancak soruşturduğumuzda kötü söz edene hiç rastlamadım.

      1989’da kurulan kurulan bir gruptu Too Much. 1993’de bir demo albüm çıkardık. Daha sonra “Brave and Busy” adlı şarkımız ADA Müzik’in “Sesimizi Yükseltiyoruz” toplama albümünde yayımlandı. Ancak ne yazık ki grup ana albümünü tamamlayamadan ara verdi. Ancak şimdi kayıtları bitmiş parçalar ve yeni parçalar ile beraber bir albüm yayımlama fikri var bu sene içerisinde. Sanırım özel, limited edition bir iş olacak bu. www.myspace.com/toomuchistanbul sitesinden gelişmeleri takip edebilir ilgilenenler.

      Rashit ile olan birlikteliğiniz nasıl başladı? Kendi adıma şaşırtıcı bulmuştum. Sanıyorum ne demek istediğimi anlamışsındır? İnsan “punk grubunun gitaristi” diyince kafasında daha farklı bir müzisyen imgesi oluşuyor. Johnny Rotten’lar filan Gerçi o çeşit imgeler Rashit için de geçerli değil ya…

      http://pixhost.info/avaxhome/72/3b/00173b72_medium.jpeg

      Rashit ile birlikteliğim ikinci albüm ile başladı. O albümdeki 5 parçada gitar çalmıştım. Daha sonra gruptan prodüktörlük teklifi geldi. Bu son albümün demo kayıtları sırasında gruba aynı zamanda gitarist olarak da katılmış oldum. 2005 Rock’n’Coke konseri sonrasında albümün ana kayıtlarına başladık. Böylece aynı anda hem prodüktörlük, hem gitaristlik gibi 2 zor işi kotarmış oldum. Yorucu ama çok keyifli bir süreçti. Bence albüm, sound açısından Türk rock tarihinin önemli albümlerinden biri oldu.

      Genel anlamda, bir dinleyici olarak müzikle aran nasıldır? Neleri, kimleri dinleyerek başladın? İlk yıllarda neler seni cezp etti? Son yıllarda neler dinlersin?

      Bir dinleyici olarak müzikle aram iyi tabi ki. Zaten müziği profesyonel yapan bir kişinin sürekli olarak yenilikleri takip etmesi gerekli bence. Gitar çalmaya başlamadan önce 80ler’in pop müziklerini dinlerdim. Daha sonra İngiliz ve Amerikan rock gruplarına ilgim arttı. Iron Maiden, Eric Clapton, Hendrix, Jeff Beck parçalarını dinleyerek çıkarmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Son günlerde daha çok film müzikleri dinliyorum. Toru Takemitsu, Bernard Herrmann gibi.

      Mp3 ve paylaşım programları hakkındaki fikirlerin nelerdir?

      Mp3, bir sanatçı veya albüm hakkında fikir verme açısından harika bir araç bence. Ancak ses kalitesi tabi ki kötü. Ben ses mühendisliği de okuduğum için mp3’ün sıkıştırma tekniğini ve ana dosyada nelerden feragat edildiğini biliyorum. Hele 128kps ve altındaki dosyaları dinlemek benim için tamamen bir eziyet! Tabi mp3 kullanımında Avrupa-ABD ve Türkiye arasında çok ciddi bir fark var. Orada cd satışları düşüyor ancak aynı anda yasal mp3 satışları artmakta. Biz de ise ne yazık ki yasal olarak yapılan mp3 satışı yok denecek kadar az. Sanatçılar ne albümden, ne de dijital satıştan bir maddi gelir elde edebiliyorlar. Sadece arada sırada yapılan konser gelirleri ile sanatçıların ayakta kalması pek mümkün değil. Eğer bu koşullar Türkiye’de aynı şekilde devam ederse, 5 sene içinde albüm yapmak isteyen plak şirketi ve sanatçı pek kalmayacak.

      Biraz da gitarist muhabbeti yapalım Gitara başlama hikayenden bahsedebilir misin? Özellikle şunu merak ediyorum; Bir gitarist olarak, enstrümanını notaların hesapsızca sarf edileceği hızlı bir icracı olmaktansa, duyulmamış soundlar yaratabilmeyi veya böyle bir müzikal yolculuğa çıkma sürecini nasıl yaşadın? Böyle bir dönüşüm yaşadın mı??

      Gitar çalmaya 11 yaşımda başladım. Ilk 6 ay, 1 sene klasik gitarda basit partisyonlar çaldım. Biraz ilerledikten sonra İstanbul’un efsane gitar hocası İzi Eli’den dersler almaya başladım. Hiç unutmam o yıllarda siyak renkte, çok kötü bir Les Paul kopyası gitarım vardı. Sap ayarı yapmanın bile mümkün olmadığı, rahatlıkla odun olarak nitelendirebileceğimiz bir gitardı bu. ( Gülüyor ) Bu gitar ile, ilk yıllarda çok büyük bir heves ve istek ile günde en az 4 saat gitar çalışıyordum. 14 yaşımda Joe Satriani, 15 yaşımda Al di Meola, Joe Pass gibi ustaların parçalarını rahatlıkla çalabilir duruma gelmiştim teknik olarak. Ancak daha sonra lise yıllarımda Albert King, Stevie Ray Vaughan gibi ustaları keşfettim. Sadeliğin virtüöziteden müzikal olarak çok daha anlamlı olduğu gerçeğini gördüm. O dönemde ayrıca Robert Fripp, David Torn gibi gitaristleri, Orbital, Bjork gibi sanatçıları keşfettim. Bu uyanıştan sonra gitarda yeni sesler araştırma, yaratma serüvenim başladı diyebiliriz.

      Gitar ekipmanı olarak tercihlerin nelerdir? Neleri çok seversin, vazgeçilmezdir, nelere asla dersin?

      Elektrik gitarda tercihlerim Les Paul, Strat ve Telecaster. Akustik gitarda ise Ovation, Takamine, Martin ve elektrik klasikte Godin. Anfide ise tercihim Marshall JCM2000, Vox AC30, Roland Jazz Chrous. Analog pedallarda ise çok fazla sevdiğim marka var. Özellikle Jim Dunlop wahwah, MXR Phase100, Flanger ve Chrous, Electroharmonix Big Muff Pi, Deluxe Memory Man, 16 Second Delay ve Hog, Moogerfooger Low Pass Filter, Ring Modulator ve FreqBox bunlardan birkaçı. Dijital ekipmanda ise en çok sevdiklerim albümde de kullandığım Audiomulch programı, TC Electronic Fireworx ve Eventide, Roger Linn pedalları.

      10 yıl sonra Erdem Helvacıoğlu adını nasıl duyacağız? 10 sonra nerede olmayı planlıyorsun?

      Bu çok zor bir soru oldu şimdi. New Albion, ECM gibi firmalardan her sene 1 solo albüm yayımlayan, uluslararası albümlerde prodüktörlük yapan, dünyanın en saygın çağdaş topluluklari için eserler yazan, film müzikleri besteleyen bir müzisyen olmak istiyorum 10 sene sonra. Tabi ki ayrıca her Türk müzisyeninin hayali olan Grammy ve Oscar ödüllerinden de birer tane alsak hiç de fena olmaz ( Gülüyor )

      Yurtdışında hatırı sayılabilecek yollar almış, Küba’dan ABD’ye, Şili’den Avrupa ülkelerine kadar çeşitli yerlerde konserler vermiş ki bu konserler oradaki gurbetçi Türklere değil, doğrudan oranın insanına verilmiş konserlerden bahsediyorum, Guitar Player gibi alanının otoritesi basın organlarında yer bulmuş ve övgüler kazanmış, eline attığı işe bir boyut katabilen, aktif bir insan olarak çevrende şahit olduğun/maruz kaldığın şeyler içinde hiç sıkıntı yaratmıyor mu? Bilirsin, yapabildiklerinin yarısını bile başaramamış insanların yere göğe sığdırılamaması, hak ettiğin ilgiyi bulamamak veya anlaşılamamak vs.

      Açıkçası bu, benim üzerinde çok durduğum bir konu değil. Ben kendimi nasıl daha çok geliştirebilirim, uluslararası arenada daha neler yapabilirim, hangi sanatçılar ile ortak projeler geliştirebilirim bunlar üzerinde kafa yormaya çalışıyorum. Mesela, dünyanın en önemli çağdaş müzik topluluklarından biri olan “Bang on a Can” tarafından sipariş edilen yeni eserimin prömieri şubat 2008’de New York’da yapılacak. Mayıs 2008 tarihinde de New York Carnegie konser salonunda başka bir prömierim gerçekleşecek. Ben bu tip uluslararası önem taşıyan, özel projelerin sayısını artırma peşindeyim açıkçası. Türkiye’deki sanat dünyası ne yazık ki genel olarak uluslararası platformdan biraz uzak. Kişisel olarak bunu olabildiğince kırma çabası içerisindeyim. Umarım uluslararası başarılarım Türkiye’de yakın gelecekte daha çok duyulur ve anlaşılır.

      Benim sorularım bu kadar Erdem. Eklemek istediğin şeyler, söylemek istediklerin, birilerine mesajın varsa, işte bu an, o an ;) Hayalgücümüzün, dikkat etmediğimiz boyutlarına doğru bir yolculuğa sokan müziğin için teşekkürler.

      Okuyucuları “Altered Realities” albümünün web sitesine davet ediyorum. Site linki : http://www.gitarpedal.net/www.newalbion.com/NA131. Oradan albüm hakkında detaylı bilgi ve mp3 temin etmeleri mümkün. Benim kişisel web sitem www.erdemhelvacioglu.com ve myspace sitemden de ilgilenenlerin mesajlarını bekliyorum. Herkese müzik dolu günler diliyorum.


      http://www.amazon.com/Altered-Realit.../dp/B000GFLE9A


      Not:Bu röportaj, Barış ŞAHİN tarafından Yuxexes Dergisi için yapılmış ve yayımlanmıştır. İzin alınmadan kullanılması ve/veya kaynak gösterilmeden herhangi bir bölümünün alınarak kopyalanması ahlaki ve yasal değerler açısından uygun değildir.

    gitarpedal